25 Ocak 2010 Pazartesi

Tanımaya Üşenmek

Bugün daha önce de benzer durumlarını sıkça yaşadığım bir durumun içinde bulundum. Anlatacağım bu durum içinde hissetmişsinizdir kendinizi sizler de mutlaka.

Akşamüstü bir markete girdim, alacağım şeyleri alıyordum ki bir baktım uzakta market çalışanı kıyafetiyle ilkokul arkadaşım olduğunu tahmin ettiğim bir kız rafları düzeltiyor. Biraz daha dikkatli baktığım da o olduğuna tamamen kanaat getirdim. İlkokulda uzun bir süre beraber okumuştuk kendisiyle. Formula 1'i deli gibi takip ederdim ben eskiden, onla da sık sık Formula 1 muhabbeti yapardık ve hatta futbol muhabbetlerimiz ve bu muhabbetlerde nelerden bahsettiğimizi de hatırladığımı söyleyebilirim. Kendisinin içinde olduğu bu kadar detayı hatırladığım bir insan da beni hatırlamalıydı herhalde. Neyse, o rafları düzeltti ve benim olduğum yöne doğru yöneldi. Ben yüz yüze gelip selam vermeye hazırlanıyordum ki yüz yüze geldik. Tam yüzümdeki tebessümü hazır ola geçiriyordum ki benim "eski bir tanıdık" olduğumu farketmesiyle yüzünü ciddi bir hızla, anlamsız bir yöne çevirdi. Çok garip hissettim kendimi. Resmen tanınmaya üşenilmiş insan oldum. Belki de gerçekten farketmemiştir diyebilirsiniz ama bir insan gerçekten farkedilip farkedilmediğini anlayabilir bence. Ayrıca bu tespitimin sağlamasını da, o tekrar rafları düzeltirken hemen yan raftan birşey seçmem esnasında yine bakışlarını kaçırmasıyla yaptım. Neyse işte, o anın garipliğiyle alacağım şeyleri hatırlamaya çalışarak aldım ve kasaya yöneldim bir süre sonra. Aksi gibi kasaya da o geçmişti...

Gerçek stres bu saniyeden sonra başlıyordu. Biraz daha oyalanmaya başladım, almamın en anlamsız olacağı ürünlere onları inceliyormuş gibi bakarak. Bekledim, belki o kasaya başka müşteriler de gelir de yoğunluk olduğundan başka bir kasa daha açarlar diye. Başka bir kasa da rahatlıkla göz göze gelebilirdim kasiyerle. Rahatlıkla "bir poşet daha alabilirmiyim" diyebilir, "kolay gelsin" i mi çakabilirdim tüm yabancılığımla... Ama tüm aksilikler üst üste geliyordu ve ilkokul arkadaşımın kasası avını bekleyen aslan gibi pusuda bomboş beni bekliyordu. Geldim sepetimi koydum kayar bantın arkalarına doğru istemsizce. Sanki kızın kollarını uzatıp uzaktan almasını bekliyormuş gibi. Ama bu kanlı oyunun bir parçası olan kayar bant, beni selam verilmeli-verilmemeli arası kalan bu insana doğru yaklaştırıyordu. Burada ciddi bir sosyal misyon yüklenmişti üzerime. Belki de ben selam vermeliydim, "Aaaa xx sen misin" diyerek mesela. Ama sanki ilk kez kasada farketmiş gibi "Aaaa xxx sen misin" çok samimiyetsizce olurdu ve yaşanan bu içsel sınav tamamıyla anlaşılırdı. O yüzden "bak bak hiç de tanımıyor beni:)" gibisinden bir giriş durumu göğüslemeye yeterli olabilirdi. Tam böyle bir giriş yaparak bu anı sonlandırmayı planlıyordum ki, "bayan tanımayan" hiç yüzüme bakmadan gayet kasiyerce bir mizaçla "şu kadar tl şu kadar kuruş" dedi. O an ikimizin de birbirimizi "tanınmayan" sıfatını anlayınca biraz rahatladım.

Çok garip birşey değil mi; ikiniz de birbirinizi tanıyorsunuz ve ikiniz de birbirinizi tanıdığınızın farkındasınız ama sanki geçen zamanın size illa birşeyleri unutturacağına inandığınız için ona göre davranıyorsunuz. Ayrıca şunu da ekleyeyim, zamanında aramızda hiçbirşey geçmemişti yani böyle bir tanımamazlığa sebebiyet versin. Ki zaten ilkokulda geçse ne kadar etkilerki şimdiki zamanı.. Neyse işte, bende hızlı hızlı hangi ürünü alta koyduğumu farketmeden torbaları doldurup, tüm müşteriliğimle "teşekkürler kolay gelsin" diyip arkama bakmadan uzaklaştım oradan... Ve arkamda eski bir arkadaşımı "yabancı" olarak bırakmak zorunda kaldım arkamda...

Üstelik bunu ben de yapıyorum bazen sanki. Şimdi ne psikolojiyle yaptığımı düşünüyorum da marketteki ilkokul arkadaşıma hak veriyorum sanırım. Çok eskiden herhangi bir ortak paydada buluştuğun birinin yıllar sonra seni hatırlamayacağını düşünüyorsun ve bu hatırladın/hatırlamadın faslının karşındakine rahatsızlık verebileceğini düşündüğün için bu riski hiç göze almayıp kafanı başka yöne çevirerek hayatına devam ediyorsun.

Bir keresinde bir otobüs durağında başka bir ilkokul arkadaşımla benzer bir durum yaşamıştım. Göz göze gelmiştik ve kafalarımızı başka yöne çevirmiştik. Otobüsüm geldi ve daha sonra aynı otobüse doğru yöneldik. Muavine para verirken haliyle yan yana geldik ve o an birbirimizi görmemek imkansız olduğu için ya ikimiz de "yabancı"ları oynayacaktık ya da ilk defa otobüsün içinde görmüş gibi "aaaa xxx naber" diye selam verecektik birbirimize. Bu sefer o erken davrandı ve "Aaaa hakan naber" gibisinden bir giriş yaptı. Zaten gerisini tahmin edebiliyorsunuzdur. Otobüste yaptığımız konuşmalarda birbirimizden o kadar çok şey hatırladığımızı farkettim ki, insan bu kadar çok şey hatırladığı bir insanı neden tanımamazlıktan gelir diye orda da düşündüm kendi kendime... Sanırım bir süre sonra TANIMAYA ÜŞENİYORUZ bazı insanları...

He bir de şunu ekleyeyim; bazı insanlar da var ki görür görmez selam veriyor hal hatır soruyorlar sağolsunlar. Bende karşılığında aynı samimiyetle "dostum", "abi", "kanka" hitaplarıyla ismini biliyormuşum da samimiyetimden farklı sıfatlarla hitap ediyormuşum kılıfına bürünüyorum. Ama kim oldukları, isimleri ya da onları nerde ve ne zaman tanıdığım hakkında hiç bir fikrim yok...

İşte "zaman" böyle pis bir şey...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder